Gileald Cumhuriyeti'ne doğru!

  • 09:04 20 Ağustos 2023
  • Medya Kritik
 
Leyla Ayaz 
 
HABER MERKEZİ - Günümüzde örülen yeni sistem içinde kadınlara biçilen rol ve misyonun devlet kuralları ve dini metinler ile nasıl pekiştirildiği ve nasıl topluma empoze edildiği gün be gün ortaya çıkmakta. Güncelliğini koruyan "Damızlık Kızın Öyküsü" ise bu değişime bir örnek. 
 
Bizler sürekli değişen gündemlerden bahsediyor ve bunun toplum üzerindeki etkisini değerlendiriyoruz. Ancak şimdi değişen gündem değil sistem olduğunu görüyoruz. Değişen sistemi nasıl ele alıyoruz? Bu sistemde kadının yeri ne ve topluma etkisi nedir? Feminist yazar Margaret Atwood'un sonrasında dizi filme uyarlanmış romanı "The Handmaid's Tale”yi (Damızlık Kızın Öyküsü) ele alarak bugünle ilişkilendirmeye çalışacağız. 
 
Margaret Atwood'un romanı 1985'te yayınlandı ve 2017'de dizi filme uyarlandı. Roman ve dizi film feministler, politikacılar, okuyucular, izleyiciler ve eleştirmenler tarafından tartışıldı ve değerlendirildi. 1985 yılında yayınlanan roman, halen milyonlarca kişinin ilgisini çekmekte. Ayrıca roman birçok dile de çevrildi. Feminist bir yazar olan Margaret, yaşadığı dönemin izlerini öyküde dile getiriyor ve "1980'lerin siyasi ve toplumsal gelişmelerinden etkilendim ve spekülatif kurgular gerçeğe dönüşebilir" diyor.
 
Kitapta sadece bir kadının hikayesi anlatılmıyor, birçok kadının hikayesi de anlatılıyor. Kadın okuyucular da bu hikayelerde kendilerinden bir parça görebiliyor. Yazar, ataerkil toplumun kadınlar üzerindeki etkisini ayrıntılı olarak ele alıyor, kadınların duygu, deneyim ve acılarını dile getiriyor. Roman yayınlandığı 1985 yılında Governor General Ödüllerini, 1986 Booker Ödülü’nü ve Nebula Ödülü’nü, 1987'de de Arthur C. Clarke Ödülü’nü alır. 
 
Margaret’in romanı ilk kez 1990 yılında sinemaya uyarlandı ancak içeriği değiştirildiği için pek de ilgi görmedi. Daha sonra çizgi romanlara konu oldu. 2000 yılında Kopenhag'da tiyatro, 2004 ve 2005'te Londra ve Kanada'da opera, 2013'te de baleye uyarlandı. Son olarak da 2017 yılında dizi filme uyarlanarak dikkatleri üzerine çekti. Ama bölümlerin uzatılmasından kaynaklı kitaptan uzaklaşmış yorumu birçok kez yapıldı. Bölümlerin uzamış olması ve temposunun düşmesine karşın gene de en çok izlenen diziler arasında yer aldı. Romandan uyarlanan dizi 2017 yılında 69'uncu Emmy Ödülleri'ne ödül aldı. "En İyi Drama Dizisi" ve "En İyi Kadın Oyuncu" ödüllerini almaya hak kazandı. Bu sırada eleştirmenler de dizinin kitaptan daha iyi olduğu konusunda fikirlerini dile getirdi.  
 
Film ve romanın içeriğinden bahsettikten sonra konumuza geçebiliriz. Eskiden Amerika özgür bir ülke olarak bilinir. Saldırılar sonucu bir darbe gerçekleşir ve bu topraklar üzerinde Gilead Cumhuriyeti kurulur. Ülke artık dine dayalı bir askeri diktatörlük tarafından yönetilir. Eski yaşam tarzı aniden değişir. Bu değişen sistem de elbette ki önce kadınlar hedef alınır ve kadın karşıtı bir sistem tasarlanır. 
 
Filmin ve romanın ana karakteri son güne kadar günlük hayatına normal bir şekilde devam eder. Ancak sigara almaya gittiği büfede çalışanın değiştiği ve yerine bir erkeğin geçtiğini görür. Kartla ödeme yapmaya çalışır fakat kart geçersiz ve iptal edilmiştir...
 
...Kart iptal edilmiş... Parasız kalmış... Mal ve mülkü devredilmiş... İşten çıkarılmış... Tüm kazanımları yok edilmiş... Artık ne bir adı ne de bir fikri kalmış... Korku, başarısızlık, çaresizlik ve kayıp...
 
Yeni düzen, yaşamları tamamen değiştirmiş ve artık toplum üç gruba ayrılmıştır. Bu grup mavi, yeşil ve kırmızı giysilerle ayırt edilir olmuş. Mavi giysili kadınlar en üst gruptur, zengin ve yüksek rütbeli erkeklerle evlidir ve sadece ev işleriyle meşgul olurlar. Yeşil giysili kadınlar da artık çocuk doğuramayan ve sadece en üst grubun evlerinde hizmet eden kadınlardır. Kırmızı elbiseli kadınlar ise çocuk doğurmakla görevlidir, etraflarını görmemeleri ve duymamaları için de başları örtülür. Peki bu sistem renksiz kadınları? En ağır ve en güvensiz işler de onların payına düşmüştür. Peki bu sistem nasıl korunacak, tabiki de oluşturulan özel birliklerle. Bu sisteme karşı çıkanlarda da en ağır cezalarla karşı karşıyadır. 
 
Aslında bu alışılmış yaşamın bir anda darbe ile nasıl değiştiği ve nasıl kontrol altına alındığı, roller ve görevlerin nasıl dağıtıldığı, egemen zihniyetin toplumda kendisini nasıl tasarladığı, kadınların bu sistem de nasıl doğum makinesine dönüştürüldüğü ve ev işçisi olduğu, nasıl bu sistemin mal ve mülkü olduğu, okuma yazmanın nasıl yasaklandığı, daha önceki yaşamlarında başarılı olan kadınların ise nasıl fuhuşa sürüklendiği ve yok edildiği ve bu sistem de kadınların nasıl sadece rahim olarak nasıl tanımlandığının tarifi yapılır ve çarpıcı bir şekilde göz önüne serilir. 
 
Ana karakterimiz kırmızı bir elbise içinde karşımıza çıkar, rolü belli ve hizmete hazırdır. Artık doğum makinesi olarak egemenlerin karşısındadır. Kendi soylarının devamını, devlet kuralları ve dini metinler ile pekiştirerek, kutsal tören ile tecavüzü gerçekleştiren zihniyetin karşısında olan ana karakter, iç sesiyle bir yandan yeni düzeni bir yanda da geçmişini anlatır. İç sesi ona gün be gün güç ve umut olur.
 
Güç ve umut onun başkaldırışının bir ifadesi olur tüm baskılara karşı. Artık karşı çıkış bir örgütlü kadın mücadelesi dönüşüyor. Buda sistemin korkulu rüyası olur. 
 
Şimdi ise roman ve dizi filmin konusunu günümüz ile bağlantısını kuralım. Kürdistanlılar yaşadıkları topraklarda her zaman sistem değişikliği ile karşı karşıya kaldı. Bu nedenle bu filmin ve romanın konusuna hiç de yabancı değiller. Çok uzağa gitmek istemiyoruz son 20 yıl bize bir yüzyılın özeti gibi. İktidarlar referandumlarla, seçimlerle halktan onay alır, Torba Yasaları ile taleplerini kanunlaştırır. Bu değişim adım adım örülür ve sonra da gün yüzüne çıkarılır. 
 
Sistem için eğitimi değiştirmek en önemli görevdir. Okullar medreselere dönüştürülür. Kız ve erkek öğrenciler için ayrı okullar açılması gündemleştirilir, din “adamlarının” okullara danışman olarak atanması tartışılır. Dini değerlere dayalı eğitim geliştirme çabaları hızlanır. Bununla birlikte milliyetçilerin yüzyıldır korudukları anayasada nasibini bu değişimden almak üzeredir. En çarpıcı örnek de Diyanet'in Kobanê Davası’na katılma talebidir. Bu ise kanunların dini kurallara göre değiştirilebilir hale gelme işaretidir. 
 
Eğitim ve adaletten sonra asıl hedef kadındır. Bu sistemde kadın anne ve eş olarak tanımlanmakta ve planlar buna göre yapılmaktadır. Öncelikle Kadın Bakanlığı'nın kaldırılması ve sonrasında Sosyal ve Aile Politikaları Bakanlığı'nın kurulması ve dini kuralların dahil edilmesi. İstanbul Sözleşmesi'nin iptal edilmesi ve katillerin, saldırganların ve tecavüzcülerin affedilmesi. 6284 sayılı yasayı kaldırma girişimi ve şiddetin sokaklara, işyerlerine, okullara ve evlere yayılması. Çocukların tecavüzcüleri ile evlendirilmesi. Kadınların işten çıkarılması ve 4 duvar arasına hapsedilmesi. Yalnız yaşayan kadınların sahiplenilmesi. OHAL ve KHK bahanesi ile kadın kurumlarının kapatılması. "En az 3 çocuk yetmez bu da 5 çocuk olsun" sözü ile kadın bedeni üzerindeki tahakküm ve nüfus politikalarının kadınlar üzerinden uygulanması. Günümüzün güncel konuları.
 
Güncel konulara ve sorunlara karşı tek alternatif üreten Kürtler ve Kürt kadınları, milliyetçiliğin ve cinsiyetçiliğin hedefi haline gelmekte. Kendisine ekolojist, hukukçu, aydın, demokrat, özgürlükçü, cumhuriyetçi, laik, sanatçı, siyasetçi ve muhalif diyen kesimler de bu milliyetçi söylemler etrafında birleşerek, değiştirilmek istenen sisteme göz yummakta. 
 
Sistem, milliyetçiliği körükleyerek kendi yoluna devam etmekte. Gazeteler, sosyal medya ve televizyonlar milliyetçi ve cinsiyetçi söylemleri topluma empoze etmeye devam ederek, gerçekleri saklamakta. Tartışma programları ile işin özü çarpıtılmakta, diziler ve filmlerle makul kadın ve makul aile yaratma çabası  yürütülmekte. Yeni sistemin oluşumu için tüm argümanlar harekete geçirilmiş durumda. İstedik ki bu sistem değişikliğinde "Damızlık Kızın Öyküsü" romanı ve dizisini hatırlatmak.
 

Etiketler:

Okumadan geçme!