Tülay Hatimoğulları: Devletler işleyemedikleri suçları paramiliter güçlerine yaptırıyor!

  • 09:02 29 Haziran 2023
  • Siyaset
ANKARA- Devletler eliyle oluşturulan paramiliter güçleri değerlendiren Yeşil Sol Parti Milletvekili Tülay Hatimoğulları, devletler içerisindeki çeteleşme mantığının şirket adı altında toplanan güçlerin taşeron işçi misali kullanıldığını söyledi. Tülay Hatimoğulları, bu güçlere karşı Rojava’da yaratılan modelin örnek alınması gerektiğine işaret etti.
 
Rusya'nın Ukrayna'ya karşı savaşında cephede aktif rol alan paralı asker grubu Wagner'in kurucusu Yevgeny Prigojin, geçtiğimiz Cuma günü Rus ordusunun Wagner kamplarına saldırı düzenlediğini belirterek isyan başlatmış, Rusya Savunma Bakanı ve Rusya Genelkurmay Başkanı Wagner güçlerini yok etmek için operasyonlar düzenlediğini belirtmişti. Wagner güçleri ise Ukrayna’yı terk ederek, Rusya’nın Ukrayna sınırındaki Rostov bölgesine girmişti. Yevgny Prigojin, Moskova'ya gideceklerini açıklamış, Kremlin yönetimi ise ülkenin pek çok bölgesinde güvenlik önlemlerini artırmıştı. Federal Güvenlik Servisi (FSB), Yevgny Prigojin hakkında "silahlı isyan" suçlamasıyla ceza davası açmış Putin, Wagner'in isyanını "vatana ihanet" olarak nitelendirmişti. Belarus Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko’nun arabuluculuğuyla gerçekleşen müzakerelerin ardından Yevgeny Prigojin, Rusya'da gerilimi azaltmayı kabul etmiş ve askerlerini geri çekmişti.
 
Rusya’da Wagner güçlerinin iktidara karşı isyanın ardından paramiliter güçleri yeniden tartışılmaya başlandı. Rusya’da Wagner, Türkiye’de oluşturulan SADAT ve ÖSO gibi güçleri Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları, oluşturulan paramiliter güçleri değerlendirdi.
 
 “Devletlerin içerisindeki çeteleşme mantığını, savaş şirketi şeklinde kurdurarak bunları taşeron işçi misali kullanıyorlar.”
 
*Birkaç gündür paramiliter bir oluşum olan Wagner’in Rusya’da iktidara karşı isyanı ve ardından sorunun “çözüldüğü” konuşuluyor. Öncelikle nedir bu oluşum? Dünyanın birçok yerinde güçleri bulunuyor. Özellikle de Ortadoğu ve Afrika’da, son olarak da Ukrayna’da çokça adından söz edildi.
 
Son yıllarda içinde bulunduğumuz kapitalist sistemin yeni bir askeri ve savaş birlikleri kurma biçimi. Dünyada beli başlı örnekleri; Wagner güçleri, Türkiye’de SADAT. Bu yapıların kurulma biçimleri birbirine çok benziyor. Savaşacak asker yetiştirmek için kurulmuş olan bir anonim şirket. Türkiye’deki ticaret şirketi gibi kurulmuş. Wagner güçleri geçmiş dönemde birçok suça karışmış olan ve Putin’in en yakın isimlerden birisi olan Yevgeny Prigojin tarafından kuruluyor. Bu iş insanı cezaevinden çıktıktan sonra Rusya’da bir yemek zinciri kurmuş. Normal işi buyken Wagner gibi bir grup kuruyor ve Putin bunlarla iş yapıyor. Bunların kurulma nedenlerine baktığımız zaman; birçok ülke sınır dışı operasyonlarda kendi ordu ve askerleriyle siyasi sorumluluğu üstlenemeyeceği, ne kadar operasyon varsa bunlara yaptırıyor. Devletlerin içerisindeki çeteleşme mantığını, savaş şirketi şeklinde kurdurarak bunları taşeron işçi misali kullanıyorlar. Wagner güçlerinin isimlerini en fazla Libya’da duyduk, en son Ukrayna savaşında duyduk. “Eğit, donat” adı altında bu paramiliter güçleri “ordu” haline getirmeye çalışarak, bütün kirli operasyonlarını devletler bu tür taşeronlara yaptırıyor. Wagner güçlerinin Rusya’da bir isyan çıkarak bu güçlerin tehlike arz ettikleri bir kez daha açığa çıktı. Burada mevcut olan iktidarlar kendilerine yakın olan iş insanları ve suça bulaşmış örgütlere bu yapıları kurdurtuyorlar buradaki hedef ise ulus devletin “vatandaş ordu” anlayışına karşı alternatifin yaratılması. Bu tür yapılara, ulus devletin “karanlık” işlerini yürütmesini sağlayan yapılar diyebiliriz. Bu yapılar dünyada ağır bedeller ödetiyor ve bir resmiyeti olmadığı için uluslararası savaş hukukuna da aykırı sayılmıyor.
 
“Suriye’de bir vekalet savaşı yürütüldü, Suriye’de ABD, İran, Batı ve Türkiye’nin çıkarları çelişiyor. Bazı çıkarlar çelişmesine rağmen sahada bir sonuç elde etmek için Rusya Wagner güçlerini sahada kullandı. Türkiye ÖSO’yu kullandı. Libya örneğine baktığımızda Türkiye SADAT’ı yetkilendirdi, Rusya’da Wagner güçlerini yetkilendirdi.”
 
*Wagner ile birlikte bu tür paramiliter güçler de tartışılmaya başladı, gündeme geldi. Örneğin ABD’deki Blackwater gibi. Daha önce gündeme gelmişti. Onun tarihi ise daha eski. 1997’lere kadar dayanıyor. ABD de bu güçleri başta Irak olmak üzere Ortadoğu’nun birçok yerinde kullandı. Bu tür oluşumlara devletler neden ihtiyaç duyar? Yapılmak istenen nedir bu güçler aracılığı ile?
 
Yeni dönemde birçok devlet birbiriyle daha girift bir ilişki içerisinde. Geçmiş dönemde ülkeler arasındaki çizgiler ve sınırlar daha belirgin çizilmişti. Şu an ilişkileri çok fazla iç içe geçtiği bu dönemde dünyadaki güç ilişkilerde kartlar yeniden karılıyor. Ortadoğu’da bugüne kadar ABD ve Batı’nın hegemonyası çok önemli iken şimdi Çin, Rusya ve Hindistan’ın da kurmuş olduğu iş birlikleriyle artık ABD süper güç değil ve onun karşısında Çin liderliği yükseliyor. Savaş ve çatışma yöntemlerinde de bambaşka şeyler izleniliyor. Bunu da Suriye üzerinden örneklendirebiliriz. Suriye’de bir vekalet savaşı yürütüldü, Suriye’de ABD, İran, Batı ve Türkiye’nin çıkarları çelişiyor. Bazı çıkarlar çelişmesine rağmen sahada bir sonuç elde etmek için Rusya Wagner güçlerini sahada kullandı. Türkiye ÖSO’yu kullandı. Libya örneğine baktığımızda; Türkiye SADAT’ı yetkilendirdi, Rusya’da Wagner güçlerini yetkilendirdi. Rusya uluslararası hukuka aykırı olduğundan Libya’ya askerini gönderemediği için Wagner güçlerini gönderdi. İhvancılarla da farklı ilişkiler kurdukları içinde savaşan Rusya olmuyor, Wagner güçleri oluyor. Libya’da Wagner güçleri bir ticari anlaşma yapmış gibi. Tamda bu alışverişin ismi “savaş oyunu”. Orada Wagner güçleri savaşırken, yerli halkı Rusya öldürmüş oluyor. “Wagner güçleri öldürdü” deniliyor. Bu tarzın bu şekilde gelişmesi yaratacağı çok sorunlar olacak.
 
“Bu güçler Ortadoğu’da ve Avrupa’da daha fazla kullanılıyor. Emperyalist güçlerin güç savaşı yürüttüğü bu dönemde, vekalet savaşı mahiyeti taşıyan yerlerde (Libya, Suriye) bu güçleri oralarda savaştırıyor ve savaştırmaya devam ettirecek.”
 
*Bu güçler en fazla nerelerde kullanıldı?
 
Bu güçler Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Avrupa’da daha fazla kullanılıyor. Emperyalist güçlerin güç savaşı yürüttüğü bu dönemde, vekalet savaşı mahiyeti taşıyan yerlerde (Libya, Suriye) bu güçleri oralarda savaştıracak ve savaştırmaya devam ettirecek. Görünürdeyse o ülkelerin yönetimlerinin savaşa girmediği olacak. Aslında bu doğru değil bizzat savaşa girmişlerdir. Rusya Wagner ile Türkiye’de SADAT ile girmiştir. Bu analizleri yaparken mevcut olan bu tarz güçlere net olarak bir tanım getirmemiz gerekiyor, teşhirini yeterince yapmamız gerektiği  kanaatindeyim.
 
“SADAT’da Uluslararası Savunma, Danışmanlık, İnşaat, Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi olarak kurulmuş. SADAT güçleri, Türk Silahlı Kuvvetlerin paralel ordusu şeklinde örgütlenen bir yapı.”
 
*Tekrar bu tür oluşumların kimler tarafından kurulduğuna gelmek istiyorum. Wagner’i Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin kurmuş ve samimi arkadaşı, profili ilginç, bir suçlu cezaevinde kalmış vb. Blackwater ABD Deniz Kuvvetleri bünyesindeki özel birliklerde görev yapmış birisi tarafından kurulmuş. SADAT’a baktığımızda AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın daha belediye başkanlığı zamanında tanıdığı ve ardından da yakın yıllarda da danışmanlığını yapmış bir isim. Nedir bu nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Wagner güçleri Yevgeni Prigojin tarafından kuruluyor. Cezaevinden çıktıktan sonra bir oligark güç haline dönüşen ve normal şartlarda ulusal bir yemek zinciri kurmuş olan bir insan. Bu kişinin özelliği Putin’in yakın arkadaşı olması. Rusya’nın bunlara bir bütçe ayrılmasıyla oluşan bir oluşum. Bu oluşumun en son savaştığı yer Ukrayna’ydı. Rusya daha fazla askerinin ölmemesi için bu oluşumunu gönderdi. Türkiye’de aynı yöntemi denedi. SADAT’da Uluslararası Savunma, Danışmanlık, İnşaat, Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi olarak kurulmuş. Türkiye SADAT’la yetinmedi, çünkü SADAT Türkiye’de çok teşhir olan bir yapıya dönüştü.
 
SADAT’ı kuran Adnan Tanrıverdi ne diyor resmi sitelerinde; “Uluslararası alanda silahlı kuvvetlerin ve iç güvenlik güçlerinin organizasyonu amacıyla stratejik danışmanlık, özel savunma ve güvenlik eğitimleriyle donatım alanlarında hizmet vererek İslam ülkeleri arasında savunma sanayi, iş birliği ortamı oluşturma ve İslam dünyasının kendisine yeteri bir askeri güç olarak dünya süper güçler arasında hak ettiği yeri almasına yardımcı olmak” diyorlar. Bunun stratejisini kuranlar ise Adaleti Savunanlar Derneği (ASDER) diye bir oluşum. ASDER Yüksek Askeri Şura tarafından ihraç edilen siyasal İslamcı oldukları düşünülen rütbeli askerler tarafından kuruluyor. Türkiye’de kurulan SADAT yapısı da bu şekilde. Konya ve başka bir şehirde büyük eğitim alanları var. Sadece savaşmak değil, insan kaçırma eğitim programlarında olan bir şey. Bir şirket ama altında neler çıkıyor. Bu bir şirket değil paralel ordudur. SADAT güçleri, Türk Silahlı Kuvvetler’in paralel ordusu şeklinde örgütlenen bir yapı.
 
“IŞİD’e karşı mücadele etmeleri gerekirken bunlar Kürtler ile savaştılar. En son gelinen noktada, paralel güçler hala Türkiye’deki mevcut iktidar “örtülü ödenek” adı altında finanse etmeye devam ediyor. Uluslararası devam eden uyuşturucu ticaretinde aklanan kara paradan da finanse edildiği iddiaları var.”
 
*Buradan Türkiye’ye gelmek istiyorum. Burada da benzer oluşum SADAT var. SADAT’ı kamuoyu Suriye’de Türkiye’nin destek verdiği örgütlere eğitim vermesi ve silah göndermesi ile duydu. Özellikle El Nusra denilen oluşuma silahlar gönderildi. Ardından daha birçok yerde ismini duyduk. Özellikle de Kürdistan’da kullanıldıklarına dair gündeme geldiler vb. Nasıl değerlendirirsiniz?
 
El Nusra’nın da birçok yapıya uzantısı var. El Nusra, İŞİD ve uzantıları olan örgütler…  AKP iktidarı, Suriye savaşı başladığı günden bugüne kadar farklı biçimlerde destek verdi. Urfa’da, Hatay’da mülteci kampları gibi gözüken kampların içerisinde askeri eğitim verdiğine dair belgeleri ile dünya basının da yer aldı. Türkiye’ye aynı zamanda Batılı güçlerle “eğit, donat” projesini Antakya’nın Serinyol ilçesinde gerçekleştirdi. Onda da başarılı olamadılar. Türkiye sonra en büyük yatırımı Özgür Suriye Ordusu'na (ÖSO) yaptı. ÖSO için Suriye’nin Kuvvayi Milliyesi benzetmesi yaptılar. Bu güçleri özellikle Rojava’da, Kuzey ve Doğu Suriye’de Kürt halkının bugüne kadar verdiği onurlu mücadeleye “diz çöktürme” hedefiyle kullanıldı. Asıl Suriye’deki savaşın ana fikri; IŞİD gibi bir yapının yani siyasal İslamcı bir çizginin hükümete savaş başlattığı gibi göstermek. Ama sadece bu değil, IŞİD’in Irak Şam'da İslam Devleti kurma hedefi vardı. Bu hedefler Türkiye’deki kimi bölgeleri de kapsıyordu. Buralarda İslam Devleti kurma hedefi ile yola çıktılar ama hiçbir İslami inanca/değere sığmayacak ağır suçlar işlediler. Bunlar en ağır suçları işlerken bu güçlere lojistik desteği şu an Türkiye’de mevcut olan bu iktidar sağladı. ÖSO’nun maaşları “örtülü ödenek” adı altında verildi. Bu ülkede bir kuru ekmeğe muhtaç olan insanlardan kısarak bu güçlere para verdiler. IŞİD’e karşı mücadele etmeleri gerekirken bunlar Kürtler ile savaştılar. En son gelinen noktada, paralel güçleri hala Türkiye’deki mevcut iktidar “örtülü ödenek” adı altında finanse etmeye devam ediyor. Uluslararası devam eden uyuşturucu ticaretinde aklanan kara paradan da finanse edildiği iddiaları var. Kürt halkı özellikle IŞİD’in bütün dünyada yenilebileceğini Rojava’da gösterdi. Kobanê direnişinin en büyük anlamı, IŞİD gibi İslami değerleri çıkarları için kullanan bir yapının nasıl yenilebileceğini gösterdi. Kürt halkı bu savaşı yürütürken örgütlendi ve daha fazla güçlendi. Orada haklarını talep ediyorlar, başka bir ülke olalım demiyorlar. Dedikleri şey; “eşit yurttaşlık temelinde anayasal düzlemde haklarımız tanınsın”. Türkiye Rojava’da TSK yapıları ile orada bulunuyor ama TSK unsurlarıyla da yapamayacağı operasyonları ÖSO aracılığıyla yapıyor. ÖSO yapısını Wagner güçlerine benzetebiliriz.  
 
“Enternasyonal mücadeleyi yükseltmek ve örgütlülüğümüzü büyütmek dışında başka seçeneğimiz yok.  Rojava modelini incelediğimiz de somut bir mücadele alanı olduğunu görebiliriz ve bu modeli yaygınlaştırabiliriz.”
 
*Bu tür oluşumların önünü almak için ne yapmak gerekiyor?
 
Dünya’da çok şey değişiyor özellikle uluslararası alanlarda bir yeniden yapılanma dönemi yaşayacağız ki bugün de yaşıyoruz. Özellikle Çin’in “Kuşak Yol” projesi dünyanın birçok yerinde ekonomik hegemonya kuracak bir projenin adımlarını atıyor. Bugün Rusya ve Ukrayna savaşının temelinde bunlar yatıyor. Bu savaşta Ukrayna’nın NATO’ya katılma olasılığını ortadan kaldırmak için Rusya’nın gerçekleştirdiği bir operasyon. Asya’daki gelişmelerin oradaki ekonomik büyümelerin, hegemonik güce dönüştüğü bir dönemde Çin, Hindistan, Rusya ciddi varlık göstermeye başladılar.  Eskiden yeni dünya düzeninden söz ediyorduk şu an yepyeni bir dünya inşasına doğru gidiliyor. Çarpışmalar sert olacak. ABD’nin liderliğinde NATO da sınırlarını genişletmek istiyorlar. Yeni ülkeleri sınırlarına almak istiyor ki Çin’in bu büyümesine karşı kendi iş birliği alanlarını genişletmek istiyor. Hem ekonomik hem askeri olarak çok büyük çarpışmalara gebe bir yüzyıla adım atmış bulunmaktayız. Bu yüzyılda bölgesel ölçekte uluslararası düzeyde önemli savaşlar yaşanıyor. Bu savaşlar yeni dönemin yapılanmasına karşı hegemonik güçlerin yeni tip örgütlülüğünü de yaratıyor. Wagner, SADAT, ÖSO güçleri gibi bunlar artacaktır.
 
Bunlara karşı bizlerin bir Enternasyonal mücadele dışında hiçbir seçeneğimiz yok. Dünyada ezilen, sömürülen tüm halkların kendi haklarını koruyabilecek bir sistemi inşa etmek için daha güçlü Enternasyonalist örgütlülüğe ihtiyaç var.  İleri Enternasyonal çalışmaları var. Önemli çalışmalar ama bunların daha dinamik bir yapıya sahip olması gerekiyor. Bu dönemde işçi sınıfının uluslararası mücadeleyi yükseltme dışında bir seçeneği yok. Bunun içinde ülkeler düzeyinde yerelden bir örgütlenmenin gelişmesi gerekiyor. 21’nci yüzyıldayız ve sistem iki yüzyıl önceki yöntemleri kullanıyor. Yine mezhep savaşları, yine halklar arası savaşlar. O yüzden bölgenin tüm farklılıkları bir araya gelerek mücadelemizi güçlendirmek, birbirimizin haklarını gözeten bir mücadele dışında başka bir seçeneğimiz yok. Enternasyonal mücadeleyi yükseltmek ve örgütlülüğümüzü büyütmek dışında başka seçeneğimiz yok.  Rojava modelini incelediğimizde somut bir mücadele alanı olduğunu görebiliriz ve bu modeli yaygınlaştırabiliriz.”
 
 
 
 
 
 

Etiketler:

Okumadan geçme!