Altamira Ana Guelbenzu: Demokratikleşme için Öcalan özgür olmalı

  • 09:01 18 Haziran 2023
  • Güncel
Melek Avcı
 
ANKARA - AP’de gerçekleştirilen “Türkiye’de Hak ve Özgürlükler: Hukuk, Cezaevleri ve Kürt Sorunu” konferansının katılımcılarından avukat Altamira Ana Guelbenzu, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın durumuna dikkat çekerek tecridin bir işkence biçimi olduğunu CPT ve Avrupa kurumlarının harekete geçmesi gerektiğinin altını çizdi ve  “Kürt sorununun barışçıl ve siyasi çözümü ve Türkiye'nin demokratikleşmesi için Öcalan'ın özgürlüğü kaçınılmazdır. Kürt sorunu çözülmeden Türkiye'nin AB'ye girmesi mümkün değildir” vurgusu yaptı.
 
Fransa’nın Strasbourg kentinde bulunan Avrupa Parlamentosu’nda (AP) Demokrasi ve İnsan Hakları İçin Avrupa Avukatlar Birliği (ELDH) ile Uluslararası Hukuk ve Demokrasi Derneği (MAF-DAD) ile AP’nin Sol Parti (Die Linke), Sosyalistler ve Demokratların İlerici İttifakı (S&D) işbirliğiyle “Türkiye’de Hak ve Özgürlükler: Hukuk, Cezaevleri ve Kürt Sorunu” başlıklı bir konferans yapıldı.
 
Konferansta Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararlarını uygulamadığı, Kürt sorununun ve bu bağlamda PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki mutlak tecridin derinleşerek tüm topluma yayıldığı ele alındı. Bununla birlikte siyasallaşan yargı mekanizmaları, basın üzerindeki baskılar ve Avrupa Konseyi  İşkencenin Önlenmesi Komitesi’nin (CPT) sessizliği konferansın gerçekleşen oturumlarının diğer bir gündemini oluşturdu. Konferansın katılımcılarından olan ve uluslararası tecrit delegasyonunda da yer alan Avukat Altamira Ana Guelbenzu, yapılan değerlendirmeleri ve mutlak tecrit ve Kürt sorununa yansımalarını anlattı. 
 
‘Avrupa’nın Kürt sorunu ile ilgili mevcut durumunu duyması gerekiyordu’
 
Altamira, Avrupa Parlamentosu’nda “Türkiye’de Hak ve Özgürlükler: Hukuk, Cezaevleri ve Kürt Sorunu” konferansını gerçekleştirmelerinin temel nedeninin Türkiye'nin Kürtlere yönelik hak ihlallerini duyurmak olduğunu söyledi. Altamira, "Bu konferansa ihtiyaç vardı çünkü Avrupa ve uluslararası kurumlar, Türkiye'nin hak ve özgürlükler, özellikle de Kürt sorunu ile ilgili mevcut durumunu duyması gerekiyordu. Bununla beraber kurumları harekete geçirmeye ihtiyacımız vardı. Türkiye'deki siyasi tutukluların durumunun iyileştirilmesi ve hukuka aykırı durumun düzeltilmesi için Avrupa kurumlarının Türkiye'ye baskı yapması zorunlu bir gerekliliktir” dedi.
 
Tecrit sistemi tüm toplumsal muhalefet üzerinde
 
Konferansta 3 ayrı oturum gerçekleştirdiklerini dile getiren Altemira, oturumlarda siyasallaşan yargının tüm toplumu nasıl etkilediğinin öne çıktığını belirtti. Altamira, şunları belirtti: "Yargının siyasallaştırılması, cezaevleri, tecrit, yargı ve Türkiye'nin demokratik perspektifi üzerine uluslararası uzmanların katılımıyla 3 panel oturumu gerçekleştirdik. Panellerin tamamında Türk Hükümeti'nin anti-demokratik araçları ortaya konuldu. Türkiye'deki hak ve özgürlüklerin ihlal edilmesi hatta olmaması ve tecrit sisteminin sadece Abdullah Öcalan'ı ve siyasi tutukluları değil, toplumsal muhalefetin tamamını nasıl etkilediğini vurgulamamız gerekti. Türkiye'de aşırı bir baskı durumu söz konusu; kadınlara, LGTB+'lara, avukatlara, gazetecilere yönelik insan hakları ihlallerini sıkça duyuyoruz ve buna şahitlik ediyoruz. Özellikle 15 Temmuz darbe girişiminden bu yana durum daha da kötüye gidiyor diyebilirim." 
 
‘İnşa edilen hapishaneler yargı sisteminin yönünü kanıtlıyor’
 
Türkiye'de yargı sisteminin tarafsızlığında ciddi sıkıntılar olduğunu belirten Altamira, her geçen gün siyasi tutsakların artmasıyla yeni cezaevleri inşa edildiğini dile getirdi. Altamira, "Türkiye'de yargı sisteminde önemli bir tarafsızlık eksikliği var. Darbe girişiminden bu yana tutuklananların sayısı her geçen gün artıyor. Hükümet yeni hapishaneler inşa ediyor ve bu, hükümetin ve yargı sisteminin hangi yöne gittiğini kanıtlıyor. Ceza hukuku sistemi ile ilgili olarak, hak savunucularına yönelik yargısal işlemler, hak savunucuları hakkında herhangi bir somut delil olmaksızın soruşturma, gözaltı, tutuklama, kovuşturma ve cezalandırma kararlarının yalnızca hukuki ve meşru savunuculuk faaliyetlerini kullanma nedeniyle bu insanlara verildiğini ortaya koyuyor. Bu, avukatların mesleklerini icra etmeleri nedeniyle suçlu sayılması ve onları müvekkillerine karşı ya da müvekkillerinin yargılandığı konularla hiçbir delil olmaksızın ilişkilendirmeleri açısından da en uç durumu bize göstermiştir. Örnek verecek olursam 25 Nisan sabah saatlerinde 3 bin 500 polisin şafak operasyonlarıyla 25'i avukat olmak üzere sanatçı, gazeteci ve siyasetçilerin olduğu 191 kişiyi gözaltına alırken ne olduğunu gördük” diye konuştu.
 
‘İmralı uluslararası kurumlar için bir sınav niteliğindedir’
 
İmralı sistemindeki hukuksuzluğun Türkiye'de demokrasi ve uluslararası kurumlar için bir sınav niteliği taşıdığını söyleyen Altamira, CPT'nin tavsiyelirinin dahi uygulanmadığını belirtti. Altamira şöyle konuştu: "İmralı Cezaevi yaklaşımı ve cezaevindeki hukuki ve siyasi uygulamalar, Türkiye'de demokrasi ve insan haklarının korunması açısından bir sınav niteliğindedir. CPT'nin Eylül 2022'deki son ziyaretine ilişkin raporunun yayınlanmamasının nedeni olarak uygulanan zararlı politikalar üzerinde uluslararası gözlerin yani takipçilerin bulunmaması ve uluslararası toplumun sessizliği ve cehaletinin olduğunu varsayabiliriz. Türk hükümeti, CPT'nin 2019'un son raporundaki tavsiyelerini dahi uygulamadı. Bu nedenle, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi sonraki adımları tartışmalıdır.”
 
‘Bu tecrit kabul edilemez: Umut hakkı geçersiz kılınıyor’
 
"CPT ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin, Öcalan No 2''de yer alan önceki tavsiyeleri de var” diyen Altemira,  “Bu, mahkumların örgütlenmesine izin verilmesini, avukatlara ve aileye erişim hakkını, cezaevi koşullarına itiraz etmek için etkili yasal yolları ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. Maddeye aykırı olarak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının kaldırılmasını içeriyordu. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne göre, tutsakların özgürlük içinde bir yaşam beklentisi olmalıdır. Sayın Öcalan örneğinde Türkiye ‘umut hakkı’nı geçersiz kılmaktadır. Sayın Öcalan neredeyse 1999'dan beri tam bir tecrit sisteminden mustarip. Sayın Öcalan'dan duyduğumuz son haber ve bilgi 25 Mart 2021'de kardeşiyle yaptığı telefon görüşmesiydi, bu uluslararası insan hakları standartlarında kabul edilemez” değerlendirmesi yaptı. 
 
'Çözüm için Sayın Öcalan'ın özgürlüğü kaçınılmazdır'
 
Mevcut Kürt sorununun çözümünün İmralı'dan geçtiğinin altını çizen Altamira, sorun çözülmeden Türkiye'nin hayal ettiği Avrupa Birliği’ne girmesinin mümkün olmadığını söyledi. Altamira, seçimler sonrası yeni oluşan tabloda uluslararası kurumların artık bu sorunun çözüm sürecinde bir taraf olması ve buna dahil olması gerektiğini belirterek şunları kaydetti: “Kürt sorunu, Sayın Öcalan'a yönelik tecritle tamamen ilişkili ve etkilidir. Kürt sorununun barışçıl ve siyasi çözümü ve Türkiye'nin demokratikleşmesi için Öcalan'ın özgürlüğü kaçınılmazdır. Kürt sorunu çözülmeden Türkiye'nin AB'ye girmesi mümkün değildir. Seçimlerden sonraki bu yeni tabloyla birlikte, Avrupa ve Uluslararası toplum, bu sürecin bir parçası olmalı ve sadece kınamakla kalmayıp, etkili bir şekilde çözüm için baskı yapmalıdır. Tecrit bir işkence biçimidir. CPT ve Avrupa kurumları, İmralı Cezaevi'ndeki durumun değişmesini sağlamak ve bu mutlak tecrit uygulamasına son vermek zorundadır.”
 
 

Etiketler:

Okumadan geçme!