Abdullah Öcalan’ın anadil değerlendirmesi: Kendin harekete geçip örgütle

  • 09:01 21 Şubat 2024
  • Kültür Sanat
 
 
HABER MERKEZİ -  Kürtçenin halk için önemini ve gerekliliğini vurgulayan PKK Lideri Abdullah Öcalan, “Hükümetten talep etmek yerine, kendin harekete geçip örgütleyeceksin. Anadil konusunda talep edeceğinize, anadilde eğitime başlayacaktınız. Devletten istemek hatadır. Bu devletin değil, toplumun görevidir” diyor. 
 
Dünya genelinde yaklaşık 7 bin dil var. Bu dillerin birçoğu konuşulurken, kimi diller ise küçük topluluklar tarafından konuşulurken, kimi diller ise hegemon güçler tarafından yasak, asimilasyon ve benzeri baskılar nedeniyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Bu nedenlerden ötürü, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), 21 Şubat’ı Dünya Anadil Günü olarak kabul etti. Anadilin Türkiye’deki durumuna bakıldığında ise bugüne kadar yasak ve inkar üzerine bir politikanın sürdürüldüğü de kamuoyunca biliniyor. 
 
Her türlü yasak, baskı ve inkara rağmen kendisini bugüne kadar var eden Kürtçe ve lehçelerine karşı bugüne kadar gelmiş geçmiş tüm iktidarların asimilasyon politikaları ise birbirini takip etti. 
 
Anadilin halklar açısından önemine dikkat çeken PKK Lideri Abdullah Öcalan, kaleme aldığı savunmalarında bu konuya dair dönem dönem değerlendirmelerde bulunurken, avukat ve heyetlerle yaptığı görüşmelerde de anadilin gerekliliğini vurguluyor.  
 
‘Esas konu dil’
 
Kültürel alanda esas konunun dil olduğuna dikkat çeken Abdullah Öcalan, “Dil kavramı kültür kavramıyla sıkıca bağlantılı olup, dar anlamında esas olarak kültür alanının başat unsurudur. Dili dar anlamıyla kültür olarak da tanımlamak da düşüncenin toplumsal birikimidir. Anlam ve duygunun bilince çıkmış, ifadeye kavuşmuş kimliksel ve ansal varoluşudur. Dile kavuşan toplum, yaşamın güçlü gerekçesine sahip olmuş demektir. Dilin geliş-klinik düzeyi yaşamın gelişkinlik düzeyidir. Bir toplum anadilini ne kadar geliştirmişse, yaşam düzeyini o kadar geliştiriyor demektir. Yine dilini ne denli yitirmiş ve başka dillerin hegemonyası altına girmeyle karşılaşmışsa o denli sömürgeleşmiş, asimilasyona ve soykırıma uğramış demektir” diyor. 
 
Kürtçe’nin kullanılış şekline dair eleştiri 
 
Kürtçenin kullanılış şekline değinen Abdullah Öcalan şunları dile getiriyor: “Bu gerçekliği yaşayan toplumların zihniyet, ahlak ve estetikçe anlamlı bir yaşamlarının olamayacağı, hasta bir toplum olarak silininceye dek trajik bir yaşama mahkum kalacakları açıktır. Anlam, estetik ve ahlak yitimini yaşayan toplumların kurumsal değerlerinin sömürgenlerin değerlerinin hammaddesi olarak işlenmesi de kaçınılmazdır. Sonuç olarak, dil örneğin Kürtlerdeki haliyle yaşandığında, bu durumdaki bir toplumun maddi olarak son derece yoksullaşacağı ve paramparça duruma düşeceği, dolayısıyla anlam, ahlâk ve estetikçe de yanlış, hain ve çirkin olarak yaşamaktan kurtulamayacağı gayet açıktır.”
 
‘Kültürler ayrı ayrı konumlandırılmalı’
 
2013 ile 2015 yılları arasında devam eden çözüm sürecinde, İmralı heyeti ile 3 Ocak 2013’te yaptığı ilk görüşmede Abdullah Öcalan, AKP’nin Anayasa Komisyonu tarafından önerilen anadil ve kültürel kimlik hakkının, bireysel temelde ele alındığı ve kolektif bir hak olarak kabul edilmemesini eleştirir. Abdullah Öcalan şöyle diyor: Ne bireyin haklarını devletin içinde eritme, ne de devlete karşı bütün kültürleri ayrı ayrı konumlandırma olmalı. Siyaset gerçek tanımına uygun yapılmayınca, ülke insanına kaybettiriyor. Bu durumda politikacı çözümsüzlüğü derinleştiren insan oluyor.” 
 
‘Anadilimizden asla vazgeçmeyeceğiz’
 
Abdullah Öcalan 18 Mart 2013’te İmralı Heyeti ile yaptığı görüşmede Anayasa’ya ilişkin bölgeler ve kültürlerle ilgili konularda referandum hakkının tanınması önerisinde bulunuyor ve şunları ekliyor: “Şimdi birçok ülkede bölgeler bu şekilde referanduma giderek kendi geleceklerini belirliyorlar. Bunlar anayasada olmalı, bununla birlikte yerel yönetimler reformu da yapılmalı. Bu şekilde yerel meclislerin ekonomi, yerel güvenlik, eğitim, kültür, sağlık vb. konularda söz hakkı olmalı. İşte anadilde eğitim de bu şekilde çözülür. Anadilimizden asla vazgeçmeyeceğiz. Bu konular da böyle anlaşılsın.” 
 
‘Kendin harekete geçip örgütle’
 
15 Eylül 2013’te yaptığı görüşmede ise Abdullah Öcalan önerilerini şöyle sıralıyor: “Şimdi ben yanlışları düzeltmek zorundayım. Hükümetten talep etmek yerine, kendin harekete geçip örgütleyeceksin. Anadil konusunda talep edeceğinize, anadilde eğitime başlayacaktınız. Dil Akademisi, ders kitapları, anaokulları kurulabilirdi. Devletten istemek hatadır. Bu devletin değil, toplumun görevidir. Sen anadiline sahip çıkıp çocuğuna öğretemiyorsan, devletten nasıl istersin? Şimdilik kitap, alfabe benzeri olur, önce ilkokul olur, sonra belki bütün okullarda yaparsın. Dil için Diyarbakır’da numune bazı okullar açarsınız. Devlet buna karışamaz, yasaklayamaz. Anayasada eşitlik ilkesi vardır. Bunlar talep konusu olamaz. Boykot vb. sorunları alevlendirir sadece, çözmez. Yapmayın demiyorum, karar almışsınız ama çözmez. Açacağınız okula polis saldırırsa, ölümüne savunursunuz.”